Moskova

12186823_10153716215866252_7863042195813116057_o

12 milyon insandan oluşan büyük ülkenin büyük şehrine gidiyoruz. 1918’den bu yana Rusya’nın başkentliğini yapan Moskova‘ya yaklaşık 3-3,5 saatlik bir uçak yolculuğunun ardından (İstanbul’dan) varılıyor. İstanbul-Moskova arasında her gün 3 ayrı hava yolu şirketinin direkt uçuşları bulunuyor.

Oldukça sert bir iklime sahip olan ülkeye gitmek için DSC_0153en uygun zaman tabii ki yaz ayları. Ben gittiğimde Kasım’ın ilk haftası idi ve gerçekten üşüdüğümü hatırlıyorum. Bu kadar sert bir iklime sahip olması ile birlikte bu kentin bir çok avantajı da var. Bu insanlar gerçekten sanata önem veriyorlar ve gittiğinde bunu gerçekten hissedeceksin. Mimari açıdan henüz gitmememe rağmen St. Petersburg kadar olmasa da çok doyurucu idi. Devlet binaları, kiliseleri ve tarihi yerleri ile bol bol sanatsal fotoğraf yakalayabileceğin bir şehir.

Havanın çok soğuk olması insanları ulaşımda daha sıcak ve güvenli olan yer altını kullanmaya itmiş. Nitekim, Moskova dünyanın en yoğun işleyen metro hattına sahip. Gözlerimle şahit oldum. Binlerce insanı yer altına sığdırabilen ve gerçek anlamıyla “tıkır tıkır” işleyen bir alt yapı beni büyülemişti. Metro hattının kusursuzluğu sayesinde şehirde ulaşamayacağın nokta yok gibi bir şey. İşlek hatlarda dakika bile tutmuştum, bir sonraki tren için en fazla 1:03 dakika bekledim. Bu örnek yeterince açıklayıcı sanırım 🙂

DSC_0092Bu şehirde gezilecek yer çok fazla, şuralara gitmende fayda var: Kızıl Meydan, Lenin Mozolesi ve Kremlin Sarayı başta geliyor. Zaten bir noktaya direkt gitmektense azami uzaklıktaki bir noktadan başlayıp yürüyerek, şehri keşfede keşfede ilerlemen en mantıklısı. Kızıl Meydan‘da ayrıca St. Basil Katedrali de bulunuyor. Bu katedral ilginç bir hikayeye sahip. Ben anlatmayayım sen bul 🙂

Moscow City turistik bir nokta olarak geçiyor ama gökdelenlere boğulmuş bu bölge benim ilgimi çekmediğinden gitmedim. Bir fotoğraf almak için gidilebilir ama sen bilirsin. Arbat Caddesi‘ni mutlaka görmelisin.

DSC_0237Okunuşu Novodeviçi olan bir mezarlıktan bahsetmem gerek. Burası ünlü bir mezarlık çünkü mezarların üzerinde ölenlere ait çarpıcı ve sanatsal heykeller bulunuyor. Bir açık hava müzesini andıran bu mezarlığın biz Türkleri ilgilendiren bir yanı ise; burada Nazım Hikmet‘in mezarı da bulunmakta. Ziyaret etmek için güzel bir fırsat. Ayrıca bu mezarlıkta Gogol, Çehov gibi ünlü Rus yazarlarının mezarlarını da bulabilirsin. Ben hepsini ziyaret edip fotoğraf çektim, bu mezarlık için 2-3 saatini ayırman yeterli olacaktır.

Gece hayatından bahsetmeye gerek bile yok. Gençler açık görüşlü DSC_0186ve iletişim kolay. Çeşit çeşit vodka denenebilir. Yiyecek olarak Borş çorbasını denemelisin. Et ve sebze karışımı bu çorbayı en iyi “My My” şeklinde yazılıp “mu mu” diye okunan restoranda bulabilirsin, en bulunabilir “My My” mekanı Arbat Caddesi‘nde 😉

Mart 2007‘de yapılan bir araştırmaya göre dünyanın en pahalı şehri seçilen Moskova, hakikaten ucuz değil ve sıradan bir Türk bütçesine göre el yakıyor. Bu konuda bilinçli olup hazırlıklı gitmeni tavsiye ederim. Pahalı deyince gözün korkmasın, evet pahalı ama Güney Kore, Hong Kong gibi yerlerin aksine ucuz alternatifler bulmak mümkün.

DSC_0140

Son olarak sanatsal değeri gerçekten yüksek olan metro istasyonlarından bahsedip konuyu bitireceğim. Bazı istasyonlar gerçekten durup fotoğraf çekecek kadar güzel mimariye ve süslemeye sahip. Bunları keşfetmelisin.

İnsan yoğunluğu, sanat, pahalılık ve soğuk arasında gidip gelen bu şehir için 3-4 gün yeterli görüyorum. Güzel anılar ve güzel insanlar biriktirmen dileği ile 🙂

DSC_0153 DSC_0093DSC_0210

Be first to comment